Kategori arşivi: Genel

Starbucks iPhone uygulaması ile barkodla ödeme yapma imkanı sunuyormuş!

Starbucks bildiğiniz gibi Amerika’da ortaya çıkmıştır. Alışkanlıklarını pek değiştirmeyen kısmen tembel olan Amerikan halkının hayatına, İtalyan yaşamının bir parçası olan Caffe Latte’yi getirmiş ve bu şekile Amerikalı’nın hayatına girmiştir. Starbucks artık yalnızca Amerika’da değil birçok ülkede bir marka haline gelmiştir. Bağdat caddesinde ben gördükten sonra yenileri eklenmediyse son kertede 3 adet Starbucks var diye biliyorum.

Starbucks son olarak ne gibi bir yeniliğe imza atmış biliyor musunuz?   iPhone’unuz ile kahve satın almanızı sağlayacak bir düzenek kuruyormuş!

Starbucks’ın iPhone ile olan iki uygulaması varmış. Birincisi GPS sistemi ile yakındaki Starbucksları görmenizi sağlıyormuş. Ayrıca menüye göz atabiliyorsunuz, fiyatlara bakabiliyorsunuz ve açılış kapanış saatlerini görebiliyorsunuz. Aman aman birşey yok çok temel bir uygulama.

Uygulamanın ikinci kısmı daha güzel. iPhone ve iPo Touch’u olan şanslı insanlar mağaza içinde hop diye ödeme yapabiliyor. Ayrıca bu uygulama ile hediye kartınızda kalan tutarı öğrenebiliyor, bu karta yükleme yapabiliyorsunuz. Bunun içinde kasiyere barkodunuzu göstermeniz kafi. Bu telefondan barkod okutma sistemini check-in sırasında yapan havayolu şirketleri varmış. Yani tüm sektörlere kayabilecek birşey. Yalnız Amerika, mobil ödeme yapan müşteri sıralamasında çok da liste başı olmayan bir ülkeymiş 🙂 Yani fikir iyi olsa bile bu pazarda tutacak mı tutmayacak mı insan biraz düşünür 🙂

Bu uygulamayı ülke geneline yayma kararını almadan önce müşterilerin tepkilerini ölçmeyi planlıyorlarmış. Haydi bakalım rast gele.

Haberi okuduğum kaynağa göre Starbucks piyasada tutunmaya çabalıyor ve durumlar pek de iyi değil. Pazara tutunabilmek için birçok yeni yöntem deniyormuş ve aradığı taze kan bu iPhone uygulaması olabilir diye düşünülüyor. Açıkçası bana pek de uzun vadeli bir yenilik gibi gelmedi. Planlanana göre kişinin hediye kartı olması sürekli Starbucks’a gelmesini sağlayacakmış ve GPS de kişinin marka ile etkileşimini canlı tutacakmış.
Koskoca Starbucks’ın aklına gelen bu mudur diye düşünüyordum ve araştırdım. Araştırırken gördüm ki Starbucks başka şeyler de denemiş:

Starbuck Amerika’daki kimi mağazalarının kepenklerini indirmiş. Yani hep yeni mağaza açması ile bilinen yer biraz darbe almış. Ve yeni bir tarz denemişler:r markayıkama (brandwashing) denemesi yapıyorlarmış. Hani kenarda köşede gördüğümüz Ali’nin yeri Yasmin’in kafesi gibi küçük yerler olur ya, kendi dekorasyonu kendine has havası çiçekleriyle falan.. Starbucks da o tarzı denemiş. Glasgowda gördüğüm Starbucks’ı hatırlıyorum da o yeşil üstüne beyaz yazılarla ve malum logosu ile görmedim hiç Starbucks’ı. Ortama uyum sağlamış şirin bir havaya bürünmüştü. Demek ki henüz Türkiye’de bir değişikliğe gitme ihtiyacı hissetmemişler..


iPhone uygulamasına geri dönersek, hala ciddi anlamda barkod ödemesini hayata geçireceği kesin olmasa da müşterileri cep telefonuya ödeme yapmaya alıştırma fikri Starbucks gibi bir işletme için güzel olabilir.

Aberdeen’de Öğrenci Hayatı

Merhabalar sevgili küçük okuyucu kitlem,

Daha önce de belirtmiş olduğum gibi 4,5 ay sürecek olan Aberdeen konaklamamda ilk 12 günü doldurmuş bulunuyorum.
Bugün değinmek istediğim konu öğrenci olarak nasıl Aberdeen’de geçinilir.

İngiltere’ye gitme fırsatım henüz olmadı ama birçok insan İngiltere’de yaşaın çok pahalı olduğundan bahsediyor. İskoçya’nın üçüncü büyük şehri olan Aberdeen için bu pahalılık yansımıştır diye bahsediyorlardı. Ben de hazırlıklı gitmiştim ama öğrenci her zaman her yerde kendisine yol açandır. Ben de gezdim tozdum. Ve güzelim canım pound’um ile en uygun alışveriş nerede yapılır neler alınır bu gibi şeyleri araştırdım. Sizlerle de paylaşmak istedim. Sonuç olarak da Aberdeen’in aslında çok pahalı bir şehir olmadığı fikrine vardım. Taze ve sağlıklı gıdalarla hem de bütçenize uygun çok keyifli bir hayat yaşayabilirsiniz.

İlk ilgimi çeken yer POUNDLAND olmuştu. Hani bizim “Bir Milyoncu” olarak tabir ettiğimiz her ürünün 1 TL’ye satıldığıo yerlerle aynı mantıkta bir yer 🙂 Satılan ürünlerin %90’ı 1 pound. Union Street üzerinde bulunuyor.

Bunun haricinde kozmetik ürünlerinde uygun fiyatları bulabileceğiniz yer £ Stretcher. Yeri Union Street üzerinde Poundland ile aynı sıradalar.

Bir diğer uygun fiyatlı kampanyalı ürünler bulabileceğiniz yer Costcutter:


Yukarıda saymış olduğum yerlerin yanı sıra gıda ve gıda dışı alışverişlerinizi yapabileceğiniz, bizdeki Migros Şok veya Carrefoursa Express gibi küçük ama meyve sebze reyonunu da içinde bulunduran Somerfield isimli bir market zinciri mevcut. Buralarda da fiyatlar normal.

Bunun dışında şehir merkezine yaya olarak 30 dk mesafede bulunan ASDA isimli, iki katlı bir süpermarket mevcut. Alt katında gıda ve gıda ile bağlantılı araç gereçler bulunuyor üst katında ise giyim, elektronik yani nasıl desem ki herşey var.

Bir de yurt dışından gelenlerin en büyük ihitiyacı olan Türkiye’de kullanılan fişleri İngiliz prizine uygun hale dönüştürecek ara aparatı ise John Lewis isimli IKEA ve ZaraHome karışımı olarak nitelendirebileceğim mağazada bulmanız mümkün.

Alışverişinizi yaptıktan sonra sokaklarda biraz daha yürümek isterseniz göreceğiniz manzaraya dair biraz fikir edinmeniz amacıyla sizlere Union Street’ten kuzeybatısına doğru devam edi King Street’e bağlanan istikamette birkaç resim ile baş başa bırakıyorum.


Burası Aberdeen Sheriff Court. Çok hoş çiçekler var önünden geçerken insanın içi açılıyor.. Petunya olmalı pembeler..



Introduction to Aberdeen Scotch Culture SCT-101


İskoçyanın güzel şehri Aberdeen’den bildiyorum…

(Belmont Street’ten bir görünüm)

Cumartesi günü Aberdeen’e giriş yaptım ve şu an buraya gelişimin birinci haftası doldu. Bu süre zarfında gözlemlediklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Öncelikle gerçek bir İskoç aksanı ile konuşana rastlamış değilim. Yani öyle anlamayıp boş boş bir insanın yüzüne bakma tecrübesini yaşayamadım. Bunun sebebi bir hafta boyunca üniversitedeki hocalarla, erasmusa gelen yabancı öğrencilerle vakit geçirmemdi. Sadece BBC İngilizcesi yani öteki bir deyişle İngiliz İngilizcesi hakimdi konuşmalarda.


Fakat ‘iş etiği’ dersindeki hocamın aksanının beni hayli zorlayacağından eminim. Oryantasyon programı yapılırken dikkatimi çeken kimi kelimeler şöyleydi:
GREEN: gıRRin , ır kısmında yoğun bir vurgu var ve ses gırtlaktan çıkıyor
ADVANCE: advans, hiç edvens gibi değil a’lar olduğu gibi okunuyor ve advans diyorlar işte
HERE: hiyaar, evet evet aynen böyle hiyır değil hiyaar 🙂
EASIER: tahmin edin? iisiyaaar
FRIENDS: firenndz
NOT: nat gibi değil not gibi söylüyorlar bunu
MEET: miit gibi uzatılmıyor mit diye kısa kesiliyor
ORGANISATION: organizeyşın değil organayzeyşın şeklinde söylüyorlar
PASSION: peşın değil pAşın
EMBARRASED: embarrısd

Ağzınız farklı farklı şekillere girip bunları söylemeye çalıştığınızı hissedebiliyorum. Ağzınızın yamuk kalmaması için bu kadarla bitiyorum şimdilik.

Erasmus yolunda ilk eylemler izlenimler…


Blogumu takip ettiğine inandığım küçük topluluğa sesleniyorum.

18 Eylül 16:10 sattiyle Easyjet havayollarına ait uçakla Sabiha Gökçen’den yola çıktık ve 4 saat süren bir uçuştan sonra vardığım yerin yerel saatiyle 18:10’da Londra Luton havalimanına indim.

Şimdi biraz Easyjeti çekiştireyim. Resmen şehirler arası bir otobüs firmasıya seyahat eder gibisiniz. Koluk numarası yok birşey yok. Herkes sıraya giriyor. Önce check-in sonra boarding ve uçak için sıraya diziliyorsunuz. Kadının birisi: Two rows are too for me I am only one person here diyor ama aldırmayıp iki sıra halinde devam edip bileti burnuna sokuyorsunuz. Ayrıca girişte el bagajınız didiklenmiyor, laptop varsa bile açtırılmıyor. İşte Türkiye’deki vaziyet bu. Bavulunuz kabin bagajı olmaya uygun mu değil mi test etmenize yarayan birer de prototif koymuşlar. Ucuz havayolu tabii nerden kazanacak başka? Ayrıca o turuncu borulardan oluşan ve kabinin bir canlandırması olan boşluk uçak kabininden daha küçük. Yani ticarethane kokuyor buram buram.
Neyse sarsmadan etmeden indirdiler bizi Londra Lutıon’a…
Elde bavullar gidiyoruz. Yabancı bir ülkeye gelmiş olmanın merakı ve hangi yöne gidileceğinin kestirilmesi için etrafa bakınıyoruz…

Bir sonraki uçağımız 19 Eylül 12:05’te Aberdeen’e olacak ve yine Easyjet ile uçacaktık. İnişimiz ve sonraki uçuşumuz arasında 18 saat vardı. En iyisi akşam yemeğini yiyip sabaha kadar pinekleyecek bir yer bulmaktı. Burger King’de 6.69£ değerindeki whooper menümüzü aldık. Ketçap aradım çok ama bulamadım. Tuzlar soslar birçokşey starbucks’taki gibi ayrı bir köşe yapılmış oradaki dolaptan temin ediliyor. Tartar sos barbekü sos hardal mayonez ve benim anlamadığım birkaç şey daha vardı. İçecek olarak Fanta söylemiştim fakat o Fanta Fanta değil suya karıştırılan portakal aromalı içecek ve gazı kamış gazlı içecek tadında iğrenç birşeydi. Rengi de flaş sarıydı. Ve birçok Avrupa ülkesindeki gibi (İspanya, İtalya) tepsiler kalkarken ortada bırakılmıyor kaldırıyorsunuz. İşte o zaman dedim ki evet artık ” Home Country”den uzaktayım.
Yemek bitti, biz de sabahlayacağımız yeri seçtik ve oturduk koltuklara…

Erasmusçu arkadaşım Ahsen ile beraber oturduk ve başladık beklemeye. Bekle bekle.. Bekle bekle.. Patlıyor canım insan sıkılıyor. O zaman da laptopu açıp film izledik. Bir sudokuyu iki kalemle oynadık (Uçakta 4 saat sıkılıyor insan o sırada da sudoku oynamıştık) Sos oynadık. Ve artık son raddeye gelince Türkçe şarkı söylemeye başladık ne de olsa kimse anlamıyordu.

Hava alanındaki fiyatlar çok pahalı değildi. Yani İngiltere’nin şehir içindeki fiyatları ile aynıydı. İlerleyen saatlerde Costa Cafe’den bir macchiato içtim ve etrafı dolanmaya başladım.

Oturduğumuz bankın arkasında Marks and Spencer var ve M&S yemek satıyordu. Yarım kızarmış tavuk, meyve, ıvır, zıvır…

Ayrıca sular pahalı bilginize. 50 ml’lik su 0.80£ civarında. Ama genelde çeşmelerden su içilebiliyor.

Saat gece 12:00’ye gelip geçmeye yaklaştığında bekleme salonundaki herkes bizim pozisyonumuzu almıştı. Nasıl mı? Ayaklar kaldırılıp küçük boy bavulun üstüne koyulmuş, havada koca koca botlu ayaklarımız duruyordu.

Fotoğraflama imkanı bulamadım ama bu sırada psikolojideki sürü psikolojisine çok güzel bir örnek gördüm. Ayak uzatmayı ben ve Ahsen (yanımdaki cesur erasmusçu arkadaşım) başlattık. 1 saat sonra bizim bloktaki tüm bekleyenler aynı konumda ayaklarını uzatmışlardı. Diğer bloklara bakıldığında ise oturma pozisyonu standarttı.

Sabah olduğunda artık vakit geçirmek için İngilterenin gündemini takip etmeye başladık. Sabah da uçağımıza bindik ve Aberdeen’imize indik.

Bundan sonra İskoçya’dan haberlerle yine burada olacağım.