Tatlı promosyon araçları

Staj yaparken müdürüm aşağıda gördüğünüz gibi bir saksı kucağında, üstünde uzun çubuklara takılmış gül şeklinde brownie’lerle geldi ve bir tanesini verdi zorla da yedirmişti.

Hem tadı çok güzel hem de fikir çok güzel. Müdürüm sağolsun eşinin yaptığını söyleyerek kandırmış bizi. Bugun internette gezinirken bu ürünlerin reklamına rastladım. Şekilli kekler, şekerli meyva sepetleri ve çok farklı şeyler yapıyorlar. Firmaların logosu şeklinde böyle birşey yapıp bir açılışa gönderebilirilebilir. Veya fuar oluyorda standa bu ürün yerleştirilebilir. Bir fuar alanında dikkati stadınıza çekmenize yarayabilir. Bireysel olarak hediye almak isteyenler için veya merak edenler için site: http://www.bonnyfood.com

Daha önceki stajımda da fuar hazırlıkları yaparken promosyon ürün siparişi verecektik. Teklif aldığımız satıcıları görüşmeye çağırmıştık. O sırada firmaların logolarınden şeker yapan bir firma görüşmeye gelmişti. Bu fikir de kek fikrine benziyor hem de maliyeti düşük. Aşağıda Vodafone ve Metro Fm’e ait iki adet şekerden logo’yu görüyorsunuz.

Nasıl Başardılar?

Forbes dergisi Ağustos 2009 (8.sayı) ek olarak çok güzel bir kitap veriyor. “Global markalar nasıl başardılar” bence okumanızda yarar var. Hangi şirketleri anlatmış derseniz; Adidas, Billabong, Cloudy Bay, Coca-Cola, Green Black’s, KFC, Pizza Hut, Volvo Cars, Dorling Kindersley, Hilton Hotels, IKEA, Apple, BlackBerry, Nintendo, Nokia, Sony, Bebo ve Google sayılabilir.

Aa ben bunu biliyordum diyenlerin olacağı ufak tefek şeylerden bahsedeyim.

Adidas’ın önceki adı Dassler’di. İkinci dünya savaşından sonra iki kardeşin yürüttüğü Dassler içinde bir anlaşmazlık oldu ve Adolf(Adi) Dassler’in kardeşi Rudolf şu anda Puma olarak bildiğimiz ayakkabı firmasını açtı. Ayrıca spor promosyonunu kullanan ilk şirket Adidas’tır. 1936 Berlin Olimpiyatlarında Alman sporcuların markası olmak Adidas’a yetmez ve ulusal atletlere Dassler ayakkabıları giydirilir.

Coca-Cola ise Noel babanın normalde yeşil olan kıyafetini kendi rengi olan kırmızı ile değiştirmiştir. Bu yüzden noel baba’nın kıyafetleri hep kırmızıdır. Ayrıca Coca-Cola Jacobs Eczanesi’nin bardağını 5 sente sattığı, morfin bağımlılığı, hazımsızlık, sinir hastalığı, bağ ağrısı, iktidarsızlık gibi sorunları tedavi eden bir ilaçmış. 1905 yılına kadar tıbbi etkileri sebebiyle içinde kokain bulunmaktaymış. Ayrıca Coca-COla’nın şimdiki CEO’su Muhtar Kent bir Türk’tür 🙂

KFC’nin kızarmış tavuklarının sırrı 11 baharat ve sebze karışımı ve pişirme şeklinde gizlidir. Gizli tarif Kentucky, Louisville’de bir kasa’da saklanmaktadır ve sadece birkça insan tarifin içeriğini bilmektedir.


Pizza Hut’ın ortaya çıkışındaki temel amaç Kansas, Witchia Üniversitesi’nde okuyan Dan ve Frank Carney kardeşlerin üniversite masraflarını karşılama istekleriydi. 4 yıldan sonra bu işin masraf karşılamaktan daha öte birşey olduklarını fark ederler ve olaylar gelişir.

Tüm kitabı anlatmayacağımı belirtmişim, bu kadar ip ucu sizleri meraklandırmaya yeter umarım.

Bir staj daha geçti gitti…

Uzun süredir bloguma bir yazı yazamadım. Genelde ciddi konular seçerek devam etmeyi planlamıştım, ama birçok planın planlandığı gibi gitmediği varsayılırsa ben de bir standart sapma oldum denebilir.

Geçtiğimiz hafta cuma yani 7 Ağustos, 7 haftalık stajımın son günüydü. Metro Cash & Carry’de Pazarlama Stajyeri olarak 7 hafta boyunca çalıştım. Bu süre içinde çok şey öğrendim. 2008 yılı yaz stajlarında arkadaşlarımdan sürekli fotokopi çektiklerini, kahve çay yaptıklarını ve en kötüsü de boş durduklarını duymuştum. Benim başıma gelen de yarı yarıya aynısıydı.

Bu sene başvurduğum şirketlere çok özen gösterdim. Ama sonuçta stajyer alımlarını ciddiye alan sayılı şirket var ve yalnızca onlar stajyerlerine gerçek anlamda değer veriyorlar yatırım yapıyorlar. O olmadı bu olmadı açıkta kaldım derken bir anda Metro’da buldum kendimi. Beklentilerimi ortalama olarak karşılayan bir stajdı. Sonuç olarak memnun kaldım.

Metro Cash & Carry’de satın alma bölümünde staj yapan arkadaşlarımın anlattıklarına göre bana verilen ve görev ve sorumluluklara onlara verilenler arasında büyük fark vardı. Onlara el oyalayıcı ve bir yeti gerektirmeyen basit işler vermişler. Sorumluluk verdikleri durumlar da yok denecek kadar azmış.

O bölümdeki stajyer arkadaşları çay ve kahve’den sorumlu bakan haline getirmişler. İşin ilginci o arkadaşlar bunu hiç yadırgamıyorlardı. Şöyle bir olayı aktarayım. Çalışanlardan birisi kahve termosuna yaklaşır, termosu eli ile kavrar “Bu soğumuş mu?” der. Stajyerin yüzüne bakılarak bir cevap aranır. Stajyer de hayır sıcak yeni doldurdum der.

Bilgilerimizi tazeleyelim köşesi: Termosun çalışma mantığını kısaca anımsamak gerekirse: Termosun çalışma mantığı ısı alışverişini engellemek üzerine kurulmuştur. Termos iç içe konulmuş iki hazneden oluşur. iki hazne arasında bir boşluk vardır ve bu boşluğun havası alınmıştır. Bu sayede iç haznedeki sıvı hava ile ısı alışverişinde bulunamaz. Böylelikle içindeki sıvının ısısı her ne ise o derecede olabildiğince sabit kalır. Bu durumda termosa dışarıdan ellendiğinda sıcak/soğuk diye bir yorumda bulunmak mümkün olmayacaktır.

İrdelemek istediğim noktaya gelelim… Böyle bir muameleye izin veren stajyer mi hatalıdır, yoksa çalışanlar stajyerleri mutfak görevlisi fotokopici vs. gibi özel bir yeti gerektirmeyen işlerin sorumlusu olarak gördükleri için çalışanlarda mı hata aramalı?

Eğer stajyer kendine güveniyorsa ayak işlerini yapmayı reddetmelidir. Ve bunu da açık ve kibar bir dille belli etmelidir. Gerektikçe de tekrar etmelidir. Eğer size çaycı gözüyle bakılıyorsa mesela her sabah çay kahve bekleniyorsa bunun stajyerin işi olmadığı belirtilmelidir. Stajyerin bu tavrı bir nevi risktir. Ama opsiyon borsası gibi bakmak lazım 🙂 Kaybedecekleriniz sınırlıdır ama kazancınız sonsuzdur. Saygınlık kazanmanızı sağlar, dikkat çekersiniz, ciddiye alınırsınız. Sizi kendi sorumluluğuna alıp görev vermek isteyenler çıkabilir. Çalışanların gözündeki stajyer=hizmetkar imajını silmek için hep de karşı taraftan beklememek lazım biraz da hak aramak talep etmek lazım. Kaybedeck olursanız da bir grup insana garsonluk yapma zevkinden mahrum kalacak, tatilinizden çalıp verdiğiniz zamanı geri alacaksınız.

Olur ya, tavrınızı koydunuz ve ciddiye alındınız. Sorumlu olduğunuz kişine proje veya bir başka işte görev almak istediğinizi belirttiniz… Fakat hep bir geçiştirici bir kafa sallama ile günler günleri kovalıyor. Bu durumda insan kaynaklarına gidip durumu bildirmeniz, memnuniyetsizliğinizi dile getirmeniz gerekir. Stajyer alım sürecinde testlerden geçtiniz, kalbur üstünde kalmak için çaba sarfettiniz. Sonuçta geldiğiniz yerin size sunduğu vaad yerine getirilmiyorsa, en değerli şeyiniz yani zamanınız çalınıyor demektir. Bu yüzden hakkınızı arayın, size olan katkısı götürdüğü şeyden fazla ise o şeye emek vermenin pek bir anlamı yoktur diye düşünüyorum.

Google Servisleri

Bugün aklınıza takılan her soru için koşup bilgi aradığınız yer Google. Google’ın hayata geçişi 1998 yılında olmuştur. Aslen Larry page ve Sergey Brin adlı iki Stanford doktora öğrencisi tarafından bir tez çalışması olarak başladı. Amaçları interneti bölümlere ayırmak ve istenilen bilgiye daha kolay ulaşmaktı. Önce Stanford dahilinde kullanıma açıldı daha sonra da sınırlarını bizlere ulaşana dek genişletti.
Google kullandığı teknoloji ve kullanıcı arabirimi tasarım ile rakiplerinden çok farklıdır. Diğer arama motorları anahtar sözcük ararken Google Pagerank denilen bir teknolojiyi kullanır. Pagerank sisteminde Google Türkiye Pazarlama Direktörü Mustafa İçil’in bile bilmediği, formülü açıklanmayan bir sürü etken varmış.

Google’ın diğer ürünlerinden haberdar olmayan, sadece arama motoru olarak kullananlarımız çoktur. Bu sebeple yazımda Google’ın daha az bilinen servislerini kısaca sizlere tanıtacağım.


www.google.com/trends

Aradığınız bir kelimenin veya kelime grubunun hangi zaman aralığında kaç kere arandığını gösteren bir Google servisidir. Site bizlere çizgi grafiği ile trendleri gösterir.

Mesela Hadise yazıldığında ortaya çıkan grafiği sizlerle paylaşmak istedim.

2005 yılının ortasına kadar Hadise kelimesi hiç aranmazken 2005’in ikinci yarısından sonra Hadise kelimesi aranmaya başlamış. Arama sonuçlarında bize aramaların zirve yaptığı noktalardaki önemli olaylar yani zirvenin sebebi de veriliyor. 2008’in ikince yarısında Hadise’nin Eurovision’da Türkiye’yi temsil haberi ile arama motorlarında hit olduğunu görebiliriz. Sonraki zirve de Eurovision’da “Düm Tek”i seslendirmesi sonrasında oluşmuştur.
Ayrıca ülke/şehir gibi kategoriler belirleyerek arama kriterlerinizi daraltma böylece daha net bir sonuç elde etme imkânınız var. Google Trend servisi, yalnızca Google arama motorunda aranılan kelimelerin istatistiklerine ulaşmanıza değil, ziyaret edilen web sitelerin tirajlarını çizgi grafik halinde görmenize de imkân tanır. Mesela arama çubuğuna sozluk.sourtimes.org yazarak sitenin tirajını görmek mümkündür.
Ayrıc aranan kelimeyi en çok googlelayan ülke, şehir ve arama yapılan diller de sonuçlar arasında bulunuyor. Mesela Hadise yazdığım zaman bölge olarak en çok Türkiye daha sonra Belçika ve Hollanda’nın Hadise yazıp arama yaptığını görüyorum. Şehir olarak da En başka Erzurum sonra Diyarbakır geliyor. Aynı şekilde en çok hangi dilde arama yapıldığını görmek de mümkün.

www.google.com/alerts

Bu servis seçmiş olduğunuz konuda, sizin yerinize dünyadaki bilgi servislerini, blogları, haber sitelerini, web sayfalarını inceler, ilgi alanınıza girenleri inceler ve tarama yapar. Bu tarama sonucunda sizing kriterlerinize uyanları mail olarak sizlere geçer. Google Alerts’de aramak istenilen bilgi filtreler yardımı ile netleştirilebilir ve fazlalıklardan arındırılabilir.

Örnek vermek gerekirse ENSO hakkında bloglarda yazılan yazılar mail adresime gelsin istiyorum. Süre olarak da haftada bir iletilmesini istiyorum.

Tüm seçimleri yaptıktan sonra haftada bir mail adresime enso ile ilgili çıkan haberler gelmeye başlıyor. Arama kriterlerini ben blog olarak seçtim fakat haberler, internet, gruplar ve hepsi gibi seçeneklerim de mevcut. Ayrıca mail halinde gelmesin RSS olarak gelsin derseniz o da mümkün. Zaman dilimi olarak da haftalık veya günlük gibi iki opsiyon sunuyor size Google.

docs.google.com
Google doküman servisi, web tabanlı bir Word dosyası gibidir veya Excel gibi. Online olarak çalışmanızı sağlar ve bir dökümanı bilgisayarınıza indirmeden birçok farklı yerden son güncel haline erişerek ekleme yapmanızı sağlar. Bu dokümanı paylaşmak istediğiniz kişileri belirlediğinizde, o kişilere erişim hakkı vermiş bulunursunuz. Güvenli bir ortamda bilgilerin saklanması, her zaman her yerden erişim sağlanması ve yazı üstünde oynama yapılabilmesi, kimlerin dökümana erişebileceğini belirleme imkanınız olması bu hizmetin avantajıdır. En güzel yanı ise sürekli gelişmekte olması ve sizin güncelleştirmeler peşinde koşmanızı gerektirmemesidir.

scholar.google.com.tr

Yazımda özellikle Google’ın bu servisine yer vermek istedim. Araştırma gerektiren bütün derslerimde her zaman için başyardımcım olmuştur. Akademik makalelere her zaman her yerde erişme imkanı bulacaksınız. “Google Akademik” olarak Türkçe dilindeki akademik makalelere de erişme şansınız var. Aynen seyhan.library.boun.edu.tr adresindeki gibi hatta biraz daha detaylı bir arama yapabilirsiniz. İstediğiniz kelimeleri aramaya dahil edip, aramada çıkmasını istemediğiniz kelimeleri de belirtebilirsiniz. Ayrıca yazar, yayın evi, basım tarihi ve konu şeklinde de bir alan belirleyebilir ve aramalarınızı bu şekilde yapabilirsiniz. Denemek için Kotler yazdığımda, pazarlamanın babası “Philip Kotler” ve kitabı “Principles of Marketing” ikinci sırada belirdi. Siz de birkaç arama yapmayı deneyin, bu arama motorunun size büyük faydası dokunacak, göreceksiniz.

www.google.com/calendar

Gününüzü planlamak bir işkenceye dönüşmesin, unutkan arkadaşlarınız 2’deki toplantıya gelmeyi unutmasın diye Google bu servisi sizlere sunuyor. Bu hizmet sayesinde programınızı arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Cep telefonundan programınıza erişebilirsiniz. Benim en sevdiğim özelliği ise buluşma veya toplantıları unutma ihtimalinize karşı belirlediğiniz saatte (örn: 1 saat önce) e-mail veya rss ile size ve diğer katılımcılara hatırlatıyor. Hatta cebinize sms olarak da hatırlatma geçebiliyor. İnternetiniz yokken çevirim dışı erişimle de programınıza erişebilirsiniz. Ve tüm bu hizmetler ücretsiz.

Google son kullanıcılara bir çok ürün sunmanın yanı sıra, özellikle yazılım geliştiricilerin kendi uygulamalarında Google ürünlerinden faydalanmalarını ve Google ‘ a entegrasyonlarını sağlamaları için bir çok farklı servisi de hizmete sunmuştur. Bu servisler ile yazılımlar entegre edilerek bir çok google hizmetinden yararlanabilirsiniz. Konu ile ilgili geniş kaynaklardan birisi de Türkçe içerikli bir blog olan www.misjournal.com adresidir.

T&T Günlükleri – 2

Bu bölümde Thinker and Talker 2009 Kampının ikinci gününden bahsedeceğim.

2. Gün Reklamcılık (5 Oturum)

BİRİNCİ OTURUM

Konu hakkında ne söylesem yalan olur.

Konuşmacı: Salih Güngör

Salih Güngör siyahlar giymişti. Rahat bir insan olduğu tavırlarından kullandığı sözcüklerden belliydi. Kim olduğu hakkında bir fikrim yoktu. T&T sitesinde şöyle yazıyor:

” Salih Güngör, yaratıcılık hayatına 11 yaşında Gırgır dergisinde çizdiği karikatürlerle başladı. 14 yaşında Hürriyet Gazetesi’nde çizimlerini sürdürdü. Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Ana Sanat bölümünde öğrenimini tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Saatchi&Saatchi’de illustratör olarak başladığı reklamcılığa, sanat yönetmeni ve yaratıcı direktör olarak devam etti. Ardından dört yıl TBWA İstanbul ajans başkanlığı görevini yürüten Salih Güngör, 2.5 yıl NewYork TBWA/Chait-Day’de proje bazında kampanyalara imza attı. Şu an yeni projelerini hayata geçirmekle uğraşan Salih Güngör, fikir bulmanın refleks olduğuna inanır, “Hayalleri olanlar, asla uyumaz” felsefesini benimser. 25 Kristal Elma, 3 Uluslararası ödül sahibidir.”

Çocukken Gültepe’de oturuyormuş. Futbol sever haşarı ve dersleri kötü olan bir tipik çocuk profiline sahip olduğunu anlattı. Daha sonra Gırgır dergisinde yaptığı çizimlere geçen tesadüf dolu anılarını anlatarak hoş zaman geçirmemizi sağladı. Bize anlattığı şeyler 3 aşağı 5 yukarı linkteki röportaj ile aynıydı. Arka cebindeki akıl defterini çıkartarak birkaç kulağa küpe olası söz söyledi. İstediğini bil, egonu yen. Hayat kabul etmektir. Ayrıca Ali Taran’ın Salih Bey’in yaşamında büyük önemi olduğu da konuşmadan çıkartılan bir diğer noktaydı. Salih Güngör Can Yücel – Anlamak isimli şiiri de konuşmada yer aldı.

İKİNCİ OTURUM
Konu: Reklam Hakkında Herşey
Konuşmacılar:
Özgür Doğan, Springer&Jacoby Metin Yazar
Kübra Sönmez ve Rahşan Tan, ParaMarka kurucuları
Barış Özaydınlı – Klan Ajans başkanı

Özgür Doğan, Boğaziçi Matematik mezunu, Kanada’da bir süre yaşamış ve hayatın orada çok yavaş olmasından bahsetti. Kendisi de zehir gibi maşallah. Bu oturum hakkında akılda kalması gereken şey reklamcınınn staışı bilmesi gerektiğidir. Reklamcılar yaratıcı fikirleri eyleme dönüştüren kişilerdir. Reklam kariyerinde yükselmenin yolu karar verebilmek ve seçici olabilmektir. Bahsedilen diğer konular 360 derece reklamcılık, Web 2.0’ın reklamdaki yeri yani sosyal medya (facebook, twitter), mass kanallardı. Bazen de bilindik reklamlardan farklı olup daha iyi etki bırakan şeylerden bahsettiler. Mesela Mentos ile kolanın buluşmasından doğan patlama etkisinin gösterildiği videoları 3 haftada 4 milyon kişi izlemiş. Bir de Gittigidiyor.com’ için şarkı besteleyen gençlerin videosu yani resmi söylemle ” viral filmler” da tanıtımda büyük önem taşıyormuş. http://www.dailymotion.com/video/x6sjhk_ah-anam-lahanam_shortfilms

Kübra Sönmez paramarka.com’u tanıttı. Barış Özaydınlı Önce Migros’ta sonra Unilever’de çalışmış şimdi Klan Ajans Başkanı olarak görev yapıyormuş. Bizlere Seth Godin ve Tom Peters isimlerini tanıyıp tanımadığımızı sordu ve özellikle Tom Peters okumamızı tavsiye etti.

ÜÇÜNCÜ OTURUM
Konu: İnternet Reklamcılığı
Konuşmacılar:
Ekin İlyasoğlu, Logaritma Pazarlama/Satış Sorumlusu
Emre Tümer, Netbook Media Genel Müdürü
Orkun Tekin, Reklamz Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
Ali özen, Reklam Store Kurucu Ortak

Bu oturum esnasında reklam harcamalarının dağıtımı beni çok şaşırtmıştı.Harcamaların dağılımı şöyle: televizyon %52, basılı medya %34, açık hava %7, net %3, diğer %4. Net oranının bu derece düşük olmasını hiç beklemiyordum ama durum böyle arkadaşlar. Birçok sayısal veriyi de bizlerle paylaştılar.

DÖRDÜNCÜ OTURUM
Konu: Pazarlama İletişiminde Reklamın Yeri
Konuşmacılar:
Serhat Gürcü, Youth Republic Kurucu Ortağı (Genel Müdür)
Deniz İnce,Hayyen Enterprise Kurucusu
Eser Hakim, Marka Deneyim Danışmanı ( Oturum Moderatörü )

Eser Hakim, TRT1in siyah beyaz olduğu günlerden başladı konuşmasına. Reklamların nasıl geliştiğinden bahsetti bize. İlk reklamlardan da örnekler verdi.
Event Marketing’e değindi. Özgeçmişini ve e-mailini bizlerle paylaştı. Bu samimiyeti hoşuma gitti.
Tuğyan Çelik çok enerjik bir kişiydi. Belirtilen konuşmacılar arasında ismi geçmiyordu sempozyum esnasında fark ettik bunu. Kendisi yapılan reklam çalışmalarından örnekler sundu. Ve biraz geriye döndürdü bizi. İnternetle ilk tanıştığımız yılı hatırlayanınız var mı? 21.04.1993. İlk cep telefonu? O da 1994’te Türkiye’ye gelmiş. Yapılan ve akılda kalan reklam kampanyalarını özetleyeyim: Thirsty Black Boy, Absoluta World Reklamı, YKM Vitrininde yaşayan adam. Bu tür farklı reklamlara da Ambient Media deniyormuş kulaklarımızda küpe olsun.
Deniz İnce Leo Burnett isminden bahsetti. Önemli bir reklamcıymış Mr. Burnett. Bahsettiği bir diğer önemli  isim William Bill Bernbach, efsanevi Amerikalı reklamcıymış. Deniz ince ayrıca fMRI (functional Magnetic Resonance Imaging) olarak bilinen araştırma tekniğinin reklamcılıktaki yerinden bize bahsetti. fMRI’da akış şu şekilde oluyor, önce MR makinesi, sonra resim, sonra tepki, sonra yorum, sonra uzman, sonra sağlıklı bilgi, sonra da sahte bilgilerden kaçınmak.
Pazarlamacalılar insanları çeşitli özelliklerine göre gruplara ayırmışlardır. Toplum içinde bu grupların payları şöyle saptanmıştır:
A %1
B %9
c1 %18.9
C2 %31.6
D 28.5
E 10.8
Mesela Arçelik markasını ele alalım. A grubunu hefeledikleri zaman rekalm sloganları” Stil sizsiniz” oluyor. Ama C1 hedeflendiğinde “Arçelik demek yenilik demek” olarak piyasaya çıkıyorlar.
Ayrıca Howard Gossage reklamdan nefret eden reklamcı olarak literatüre geçmiş bulunuyormuş. Deniz İnci bu isimle ilgili de birkaç şeyi bizlerle paylaştı.

BEŞİNCİ OTURUM
Vak’a : İdeal’i Ararken…
Konuşmacılar:
Emin Çapa
Uğur Özmen

Emin Çapa’yı yakından görmek ve o yaydığı enerjiyi hissetmek apayrı bir konu. Öyle çok kapılıp gitmişim ki anlattığı şeylere bir tek not bile almamışım. Çok dobra, yetenekli ve birçok işin üstesinden gelebilecek bir insan. Mesela şunu anlatmıştı çok gülmüştük. Bizde bir sürü ekran var o anda hangi kanalda ne olduğunu izleyebiliyoruz.Bir gün baktım ekrana o da ne, Seda Sayan canlı yayında cüce yıkıyor. Herkes o kanalı açmış bakıyor. E biz haber yoğunlukta bir kanalız. Bizde de haber spikeri Güler Sabancı’yı canlı yayında yıkasın mı yani… Çok hoş vakitler geçirdikten sonra ikinci günü de böylelikle bitirmiş olduk.